Gırtlak Kanseri Belirtileri
Gırtlak Kanseri Nedir, Nedeni nelerdir
Gırtlak kanseri sebebi tam olarak bilinmeyen bir hastalıktır. Bu kanser türünü sebebinin sigara ve alkol tüketimiyle doğrudan ilgili olduğu tespit edilmiştir. Sigara içme yaşının iyice düşmesiyle kadınlarda ve erkeklerde geçmiş yıllarda 50 yaş üzerinde görülen hastalık hedefine daha alt yaş gruplarını da almış durumda. Gırtlak kanserinin teşhisi için en belirgin belirtiler ses kısıklığı, yutma ve yutkunma zorluğu ve boyunda meydana gelen şişmelerdir. Eğer erken teşhis durumu sözkonusu olursa bu kanserin tedavisi diğerlerinden çok daha başarılı olur. Gırtlak kanseri çeşitli durumlara göre toplamda 3 şekilde tedavi edilebilir. Bunlar;
1- Cerrahi Operasyon; Tümör ameliyat ile alınır.
2- Radyoterapi; Kanser hücreleri ve kanserli hücrelerin radyasyon ışınları kullanılarak yok edilmesi.
3- Kemoterapi; Kanserli hücrelerin ilaç tedavisi yöntemiyle yok edilmesi.
En az diğer kanserler kadar tehlikeli olan bu kanser türünün tedavisi sırasında boyundan bir delik açılır ve nefes alımı oradan yapılır. Dikkatli olup bu hastalığa hiç yakalanmamak kişinin yararına olur.
Devamını oku
El Titremesi
El Titremesi
El titremesi özellikle heyecanlı veya sinirli olduğumuz anlarda ortaya çıkar. Bazen de kronik hastalık olarak görülür. Bilimsel tanımıyla titreme, istemsiz olarak tekrarlayan ince ve ritmik sarsılma hareketlerine verilen isimdir. Vücudun her yanında görülebilme potansiyeline sahip olan bu hastalık genelde en çok elleri ve başı tutar. Zaman zaman da ayak ve bacaklarda kendini belli eder. Kalıtsal olarak ailede bulunan ve dolayısıyla ailenin hemen hemen her bireyinde görülen titremeler, en çok rastlanan titreme şekilleri arasında yer alır. Bu türdeki titremeler bardak veya çaydanlık tutarken ya da el ile bir nesneyi, insanı işaret ederken net olarak gözlenir. Hareketsiz konumda sabit dururken ise titreme görülmez. Bu sırada diğer yerlerde olmayan titreme başta ve seste görülebilir. Bazı ilaçlar bu hastalığın etkisini kaybetmesinde etkili olabilir. Sadece günlük yaşamın çok daha zor olduğu şiddetli vakalarda cerrahi yöntemler bu işin uzmanı olan beyin cerrahları tarafından uygulanabilmektedir.
Devamını oku
Bel Soğukluğu
Halk arasında bilinen adıyla belsoğukluğu, tıpta ise gonore hastalığı gonokok cinsinden Neisseria adlı bir mikrobun neden olduğu, döl ve idrar yollarında görülen bir rahatsızlıktır.
Bu hastalık bulaşıcıdır ve doğrudan bulaşır. Belsoğukluğu olarak tanımlanan bu hastalık kişiden kişiye cinsel yolla bulaşır. Cinsel ilişkiyle kişiye geçen belsoğukluğu ilk belirtilerini yaklaşık olarak 30-35 gün sonra gösterir. Bu hastalığın başlıca belirtileri ise; cinsel organdan sperme benzeyen damlalar halinde sıvılar gelir. Özellikle de erkeklerde boşalma esnasında ve daha sonrasında bir yanma hissi görülür.Eğer zamanında tedavi edilmezse kişide kısırlık görülebilir.
Yine erkeklerde hastalık bulaştıktan 35 gün sonra idrar yapma esnasında ağrı ve irinli akıntılar. Eğer ki hastalığın tedavisine bu aşamada başlanmazsa hastalık iç organlara yayılarak kısırlık nedeni olur. Kadınlarda ise döl ve sidik yollarında ağrılı akıntı baş gösterir. Yine bu aşamada tedavi edilmezse döl yatağına yayılarak kısırlık nedeni olabilir. Belsoğukluğu, bulaşıcılığı dolayısıyla toplumsal bir hastalıktır. Ayrıca; eklem yangısı, göz yangısı ve septisemi hastalıklarına da neden olabilir. Dikkatli olunması ve kuşkulanılması durumunda mutlaka bir bek sogukluğu tedavisi için ürolog kontrolünden geçilmelidir.
Devamını oku
Bekaret Bozulması
Bekaret Bozulması Nedir
Bekaret bozulması bilinen tanımıyla kadınlarda bulunan ve kızlık zarı adı verilen dokunun zarara uğraması, parçalanması olarak tanımlanabilir. Kızlık zarı vajinal bölgenin 1 veya 1.5 santimetre kadar içinde bulunan, ortasında adet kanının ve diğer vajinal sıvıların akması için bir delik bulunur. Bu zar ergenlikle beraber değişime uğrar ve esneklik kazanır. Bunun sebebi ise bu dönemde salgılanan östrojen hormonudur. Kızlık zarının dokusu ve eskneklik seviyesi kişiden kişiye değişen bir unsurdur. Buna göre kızlık zarı çeşitliliği bakımından kendi arasında 3′e ayrılır;
- Annüler Hymen
- Kresentik Hymen
- Septalı Hymen
Konumuza geri dönecek olursak; kızlık zarı genel olarak ilk ilişkide, yabancı cisimlerle müdahale veya muayene sırasında yırtılır. İlk cinsel ilişki sırasında zarın ortasında mevcut bulunan delik penis çapından daha küçük olduğu için yuvarlak olan zar bir kaç yerinden hasar alır ve az da olsa kanama meydana gelir. Zarda oluşan yırtıklar birkaç gün içerisinde nebbeleşir ve bir daha kanama meydana gelmez. Ancak nadiren de olsa ilk ilişkiden sonraki bir kaç ilişki sırasında kanama görülebilir.
Devamını oku
Mongolizm
Mongolizm nedir
Zeka geriliği günümüzde çok sık rastlanan bir hastalıktır. Vücutta bir kısım kusurlar gösterir. Normal bir döllenmede 46 yani 23 çift kromozom varken mongolizm de 47 kromozom vardır. Yani bir tür kromozom sapması sonucu diyebiliriz. Araştırmalar her 500 çocuktan birinde bu hastalık görüldüğü yönünde.
Mongolizm belirtileri;
Yüz oval ve yassıdır.
Gözler, Çinli bebekler gibi çekiktir.
Kafa önden yuvarlak arkadan yassı görünür.
Parmaklar kısa ve küttür.
Kulaklarda şekil bozukluğu vardır. Burun kalkık ve dil iridir.
Mongolizm hastası bebeklerde kaslar güçlenmez ve hastalıklara karşı dirençsiz kalırlar.
Avuç içlerinde çok fazla çizgi olur ve eller maymun elini andırır.
Beyin normalden küçük ve tam gelişmemiş olduğundan zeka geriliği vardır.
Birinci ayak parmağıyla ikinci parmağı arasındaki açıklık normalden daha fazladır.
Yürüme ve konuşma çok geç öğrenilir.
Bu hastalığın kesin bir tedavisi henüz bulunamamıştır. Ayrıca mongolizm hastası bebeklerin çok azı yaşar, yaşayanlar ise hayatlarını bakıma muhtaç sürdürürler.
Devamını oku
Eritrosit
Eritrosit nedir tanımı
“eritrosit” kelimesi aslında tıbbi dilde bize yabancı olsada aslında çoğu hastenede yada sağlık bilgisi dersinde duyduğumuz bir isimi var sadece tıpca bir ad. Bu kelimenin diğer adları, “Alyuvar” ve “kırmızı kan hücresi”. Eritrosit kelimesi yunanca tabanlı bir isimdir, kırmızı ve oyruk kelimelerinin birleşimidir.
Eritrosit bulunan bütün canlılar ozondaki oksijen birleşimlerini solurlar.Örneğin insanlarda eritrosit bulunur, ve biz oksijen ile yaşamımızı sürdürürüz. İnsanlarda alyuvar durumu şöyledir;
İnsan da bulunan eritrositlerin boyutları genelde en küçük 6 um en büyük şekilde 10 um yani çok küçük boyutdalarıdır. Tıbbi dile her eritrosit içerisinde 4 adet oksijen taşır. Bu eritrosit’ler kalp, beyin yani bütün bedenimizi gezer. eritrositler taşıdıkları 4 oksijeni birden kaybederlerse adları değişir. “‘deoksihemoglobin” adını alır. Tekrar oksijen alamazlar ise vicuttan dışarıya dışkı yolu ile atılır.
Bu hücre çeşidinin eksikliğinde en büyük sorun olarak anemi gösterilir.
Devamını oku
Apandist
Apandist nedir, Belirtileri nelerdir
“Apandist” kelimesini halk arasında sıkça duyarız. Bu kelimenin ününü bilmeyeneniz yoktur.
Bu hastalığını ne diye sorarsak, İnsanın boşaltım sistemindeki kör barsağın ucu iltihaplanarak kapanmasıdır. Bu hastalığın görülme yaşı genelde 20/30 arasıdır ve 60 yaş üstü insanklarda pek görülme olanağıda yoktur. Hastalığın oluşturan etmenler insanın katı dışkılama parçalarının bağırsakta kalmasıdır, 2. sırada ise dengesiz ve alkollü beslenme yer alır, 3. sırada bakteriler ve içerde oluşan kurtlanma neden olabilir.
Hastalık ilk olarak cinsel bölge ile miğde arası oluşan yani miğdenin alt tarafında oluşan sancılı ağrılar ve sancılı büyük abdestler olabilir. Bu durumun tersine ishal de görülebilir. Ateş çok sık olmasa kişinin gücünü kıracaka şekilde çıkabilir. Ateş, kabız, ishal apandist’in durumuna göre değişebilir. Herşeyden önce doktor’un yapacağı anüs tedavisi ve emar filmlerini incelemesinde büyük fayda var. Kötü ve rahatsız edici bir hastalık.
Devamını oku
Kurdeşen (Ürtiker)
Stres ile oluşmuş kabarıklıklar yada kırmızı noktalar olarak tanımlanabilir.Toplumda en sık ortaya çıkan hastalıklardan birisi olan kurdeşen diğer adıyla urtiker; bazen hem hasta hem de hekim için büyük problem yaratabilir. Bu hastalık 2 formda görülebilir. Formların 1. si hastalıkla ilgili şikayetlerin 6 haftadan daha kısa görüldüğü akut ürtiker, 2. si ise yine şikayetlerin 6 haftadan fazla sürdüğü kronik ürtikerdir. Her iki formda da hastalığın belirtileri birbiriyle benzerlik gösterse de hastalıkların oluşum nedenleri arasında belirgin fark gözlenmektedir. Kurdeşenin ilk belirtileri arasında kaşıntı, deride kabarık, kızarık 0,5cm veya çok büyük ölçülerde deride plaklar oluşur. Oluşan plakların bazıları birleşme eğilimi gösterir. Bu plakların alanını veya bitiş sınırlarını çizmek herzaman için mümkün olmaz. Lezyonlar genel olarak birkaç saatlik zaman dilimi içerisinde solar ve yerine başka alanlarda yenileri oluşabilir.
Ürtiker yani kurdeşenin diğer çeşitleri ise şunlardır;
Aquajenik ürtiker
Fiziksel ürtiker
Soğuk ürtikeri
Ürtikeryal vaskülit
Dermografizm
Kolinerjik ürtiker
Solar ürtiker
Herediter ürtiker
Vibratuvar ürtiker
Gecikmiş basınç ürtikeri
Devamını oku
Çocuk Cerrahisi
Çocuk Cerrahisi;
Günümüzde bazı hastalıklara ve arızalara daha doğmadan önce teşhis konabildiği için yepyeni cerrahi olanaklar doğmaktadır. İn utero (rahimde) müdahaleler istisnai uygulamalar olmakla birlikte, yeni doğan cerrahisinde, yani bebek doğar doğmaz görülen şekil bozukluklarının tedavisinde büyük ilerlemeler kaydetmiş durumdadır. Nitekim bu alanda, yemek borusu ve safra yolları darlıkları etkili bir şekilde giderilebilir olmuştur. Ancak bu tür şekil bozukluklarının teşhisi çok büyük bir özenle konulmalıdır. Doğum servislerinde çocuk hekimlerinin de jinekologlarla birlikte hazır bulundurulmasının önemli nedeni budur. Özellikle ültrasonografinin kullanımıyla dölüt evresinde konan bir teşhis sonucunda, henüz ana rahminde bulanan embriyon üzerine bir ameliyat düşünebilir. Böyle bir müdahale, diyafram fıtıklarının ve hatta bazı kafatası şekil bozukluklarının tedavisi bakımından da ilginç sonuçlar verebilecek gibi görünmektedir.
Devamını oku
Günlük Yağ İhtiyacı
GÜNLÜK YAĞ İHTİYACI
Vücudumuzun enerji ihtiyacını diğer besin öğelerinden sağladıktan sonra elzem yağ asitlerini ve yağda eriyen vitaminlerin taşınmasını sağlayacak kadar yağ aldığımızda, yetersizlik söz konusu olmayacaktır.
Günlük enerji ihtiyacının %25-30`unun yağlardan alınması tavsiye edilmektedir. 2000 kcal alan bir birey için bir günde 55-65 g yağ alması yeterli olmaktadır.
( 2000 * 25 / 100 ) = 500 kcal`yi yağlardan almak gerekir. 1 g yağ 9 kcal verdiğine göre ( 500 / 9 ) = 55 g yeterli olacaktır.
Vücudumuzun ihtiyacı olan yağın yarısını, besinlerin içinden alırız, diğer yarısını da saf yağ olarak alırız. Kan yağlarının yükselmesini önleme ve damar sertliğinden kaçınmak için ihtiyacımız olan yağların 3/4`ünü tekli ve çoklu doymamış yağlardan, ¼`ünü de doymuş yağlardan almamız gerekir. Gereğinden fazla yağ aldığımızda vücudumuzda depolanmakta ve şişmanlığa neden olmaktadır. Şişmanlık ise bir çok hastalığa zemin hazırlamaktadır.
Devamını oku