Demir Eksikliği Anemisi (Kansızlık)
DEMİR EKSİKLİĞİ ANEMİSİ (KANSIZLIK)
Demir Eksikliğine Bağlı Anemi (kansızlık): Vücudumuzda demir eksikliğinin meydanda gelmesi çok önemli bir bulgudur.Çünkü hemoglobin yapımı için demir gereklidir
Vücutta demir eksikliği nedenleri
a)diyetle alınan demirin sınırlı olması
b)sık doğum
c)sık kanamalar
d)gastrointestinal kanalda demir emiliminin bozulması gibi sebeplerle vücutta yeterli miktarda demir bulunmayabilir
Vücudun demir ihtiyacı özellikle münastrasyon ve gebelik dönemlerinde daha da artmaktadır.
Normal erişkin bir bireyde toplam demir mikterı 2-6 g arasında değişiklik gösterebilmektedir.
Erkekte demir miktarı kg başına 50 mg iken bu oran kadınlarda ise ortalama 37 mg’dır.Kanın litresinde 500 mg demir bulunmaktadır.
Demir eksikliğinin en önemli hastalığı hipokrom mikrositer anemi denen klinik tablodur.
Demir eksikliği eritrosit sayısı,eritrosit volümü ve eritrosit hemoglobin miktarı araştırılarak teşhis edilebilmektedir.
Kandaki demir miktarı 0.2mg’ın altına düştüğü zaman demir eksikliği anemisi görülebilmektedir.
Demir preparatları ile hastalık tedavi edilmeye çalışılmaktadır.
Devamını oku
Hangi Vitamin Hangi Besinlerde Bulunur
HANGİ VİTAMİNLER HANGİ BESİNLERDE BULUNMAKTADIR
Tiamin (b1 vitamini): Fıstık,bira mayası,fasulye,sakadatlarda,mercimek,fındık ve tahıl ve pirinç kabuklarında bol miktarda bulunmaktadır.
Riboflavin(b2 vitamini):Balık,et,karfaciğer,süt bezelye ve yumurtada bol miktarlarda bulunmaktadır.
Adermine(b6 vitamini): Balık,tahıl ,karaciğer ve bira mayasında bol miktarda bulunmaktadır
Nicotinamide(pp vitamini): B grubu vitaminlerinin bulunduğu besinlerde kolaylıkla bulunmaktadır
Biotin(H vitamini): B grubu vitaminlerinin bulunduğu besinlerde bulunmaktadır.
A Vitamini:Yumurta,karaciğer,beyin,balık yağı,süt ve kremada bulunmaktadır.Marul,turp,domates,havuç,yeşil salata ve benzeri sebze ve meyvelerde provitamin halinde fazlaca bulunmaktadır
D Vitamini:Süt,et balık gibi besinlerde bol miktarda bulunur.
Besinlerden yeterli miktarda vitamin alamayan kişiler çeşitli vitamin ilaçları ve iğneleri ile bu eksiklikleri giderilmeye çalışılmaktadır.
Devamını oku
İYOTUN YETERSİZLİK BELİRTİLERİ
İYOTUN YETERSİZLİK BELİRTİLERİ
Vücuda ihtiyacı karşılayacak miktarda iyot alınmazsa, tiroit bezi normal çalışamaz, yeterli hormon salgılayamaz ve tiroit bezi büyümeye başlar. İyot yetersizliği sonucu basit guatr oluşur.
Tiroit bezinin gelişmemesi, doğuştan yoluğu veya bozukluğu nedeniyle tiroit hormonunun eksikliği kretenizm denilen bir hastalığa yol açar. Bu hastalığı olan çocuklarda zeka geriliği, cücelik, şekil bozukluğu, şişmanlık, dil büyüklüğü, karın şişliği gibi zihinsel ve bedensel bozukluklar görülür. Bu hastalığın nedenlerinden biri de gebelik sırasında anne de ileri derecede iyot yetersizliği olmasıdır.
İyot yetersizliği gebelerde düşük, ölü doğum, erken doğuma, bebeklerde ölümlere, zeka geriliğine, sağırlık ve cüceliğe, çocuklarda ve gençlerde, guatr, büyüme geriliği, zihnin yeterli çalışmaması ve öğrenmede güçlüğe dolayısıyla okul başarısızlığına, yetişkinler de ise guatr, tiroit bezinin çalışmaması, zihnin yeterli çalışmaması ve güçsüzlük gibi sağlık sorunlarına yol açmaktadır.
Devamını oku
Kalsiyum ve Fosforun Önemi Ve Görevleri
KALSİYUM VE FOSFORUN ÖNEMİ VE GÖREVLERİ
Kalsiyum vücudumuzda en fazla bulunan mineraldir. Vücudumuzdaki kalsiyumun çoğu fosforla birleşik durumda olduğundan fosforla birlikte ele alınmıştır.
Vücudumuzun bütün hücrelerinde görev alan kalsiyumun %99`u, fosforun da %90`ı kemik ve dişlerde bulunur. Geri kalanı ise vücut sıvıları ile hücrelerde bulunmaktadır.
Kalsiyum ve fosfor, kemik, diş yapımı ve korunmasında, sinir sisteminin çalışmasında, kalp kası da dahil kasların kasılmasında, kanın pıhtılaşmasında önemli rol oynar. Ayrıca vücut sıvılarında bulunan kalsiyum ve fosfor, hücre içi ve dışı sıvılarının asit-baz dengesini de sağlamaktadır. Fosfor, DNA ve enzimlerin bir parçası olarak da görev yapmaktadır.
Yapılan araştırmalar sonucu, kalsiyumun kan basıncını düşürdüğü ve bağırsaktaki kansere neden olan safra asitlerini bağlayarak bağırsak kanseri riskini azalttığını göstermiştir.
Ayrıca kadınların mensturasyon sırasındaki kramp, bel ağrısı, şişkinlik ve sinirlilik gibi şikayetlerini de azalttığı belirlenmiştir.
Devamını oku
Günlük Yağ İhtiyacı
GÜNLÜK YAĞ İHTİYACI
Vücudumuzun enerji ihtiyacını diğer besin öğelerinden sağladıktan sonra elzem yağ asitlerini ve yağda eriyen vitaminlerin taşınmasını sağlayacak kadar yağ aldığımızda, yetersizlik söz konusu olmayacaktır.
Günlük enerji ihtiyacının %25-30`unun yağlardan alınması tavsiye edilmektedir. 2000 kcal alan bir birey için bir günde 55-65 g yağ alması yeterli olmaktadır.
( 2000 * 25 / 100 ) = 500 kcal`yi yağlardan almak gerekir. 1 g yağ 9 kcal verdiğine göre ( 500 / 9 ) = 55 g yeterli olacaktır.
Vücudumuzun ihtiyacı olan yağın yarısını, besinlerin içinden alırız, diğer yarısını da saf yağ olarak alırız. Kan yağlarının yükselmesini önleme ve damar sertliğinden kaçınmak için ihtiyacımız olan yağların 3/4`ünü tekli ve çoklu doymamış yağlardan, ¼`ünü de doymuş yağlardan almamız gerekir. Gereğinden fazla yağ aldığımızda vücudumuzda depolanmakta ve şişmanlığa neden olmaktadır. Şişmanlık ise bir çok hastalığa zemin hazırlamaktadır.
Devamını oku
Gebelikte Beslenme
GEBELERDE ORTAYA ÇIKAN BESLENME SORUNLARI
Gebelikle en sık rastlanan beslenme yetersizliği sorunlarından biri anemidir. Aneminin en sık karşılaşılan nedeni de demir ve folik asit yetersizliğidir. Gebelikteki iyot ve asit yetersizliği beyin özürlü bebeklerin doğmasına neden olabilmektedir.
Gebelikte ortaya çıkan beslenme yetersizliği sorunlarından biri de kemik yumuşamasıdır. Bu hastalık, artan kalsiyum ve D vitamini ihtiyacı karşılanmadığında ortaya çıkar.
Daha da artan iyot ihtiyacı karşılanmazsa guatr ortaya çıkmaktadır.
En sık karşılaşılan beslenme sorunlarından biri de şişmanlıktır. Gereğinden fazla enerji ve tuz alınması, şişmanlığa, tansiyonun yükselmesine, vücutta ödem oluşmasına ve çok riskli bir doğuma neden olmaktadır.
Devamını oku
Sindirim Sistemi
Sindirim Sistemi Cerrahisi;
Genel cerrahi bugün yumuşak ve sert cerrahi olmak üzere ikiye ayrılır. Böylece sindirim organları cerrahisi ile tedavi elden ortopedi ve travmatoloji, ayrı uzmanlıklar dalları sayılmaktadır. Sindirim sistemi cerrahisindeki ilerlemeler, lezyonları ortaya çıkma ve yayılma süreçleri hakkında daha iyi bağlıdır. Gerek ur lezyonları (özellikle kanserliler), gerek organlardaki şekil bozuklukları veya yaşlanmalar (özellikle sindirim organlarını besleyen damarlardaki hastalıklar) alanında cerrahi yöntemlerde son yıllarda ilerlemeler olmuştur.
Bu ilerlemeler arasında üç yeni yönelimin altını çizmek gerekir. Endoskopi, organ nakli ve salgıbezi cerrahisi.
Endoskopi organların içini, doğal yollardan veya karın çeperini delerek görme sağlar. Bu yolla sindirim kanalının hemen tümünü inceleme imkanı vardır. Bundan gayrı, görerek kontrol etme sırasında, dışarıdan elle çalıştırılan çok uzun aletlerle veya lazerle sindirim kanalı içindeki iyicil urları kesip çıkarmak veya yakarak tedavi etmek de mümkündür. Bu çarpıcı ilerlemeler sayesinde hastaya çok az rahatsızlık vererek ve çok küçük bir nedbe bırakarak safra kesesi çıkarılabilmekte veya koledok analı açılmaktadır.
Organ nakilleri, özellikle karaciğer nakli çok önemli bir gelişmedir, ur lezyonları, enfeksiyonu(çok ağır hepatit) veya doğuştan bir hastalığı olan evvelce ölüme mahkum) hastaların yaşaması sağlanabilmektedir. Bugün, karaciğer gibi çok karmaşık bir organın nakledildiği alıcının yaşama ihtimali hemen hemen yüzde 80’dir. Hiç kuşkusuz söz konusu ameliyat büyük bir ustalık ister, ama elde edilen başarılı sonuçlar, organ reddini önleme tedavisi olarak bağışıklık savunmalarına kaşı kullanılan siklosporin adlı ilacın etkisine bağlıdır.
Günümüzde, tiroit, paratiroit ve pankreas ameliyatları, güvenle yapılabilen ameliyatlardır, bir zamanlar ölüm oranı çok yüksek olan yemek borusu ameliyatları da bugün makul bir yaşama şansı sağlamaktaır. Temel ilerlemelerden biri de sürekli olarak bağırsak veya damar yoluyla beslenme tekniğidir. Bu yollarda beslenen hasta besin rasyonunun almış olur ve enfeksiyonlara karşı büyük bir direnç kazanır.
Devamını oku
Beslenme
Beslenme alışkanlıkları;
Beslenme fizyolojik işlevine bağlı olan beslenme içgüdüsü, tüm hayvan türlerinin yaşamasını sağları. Bütün diğer davranışlar gibi bu da çok karmaşık belirleyici mekanizmalara dayanır. Bu mekanizmaları ve bunların enerji bilançosunun düzenlenmesindeki rolünü incelemek için genellikle insanlardaki nörobiyolojik temellerin hayvanlardakine benzer olduğu kabul edilerek, hayvanlar üzerinde yapılan deneylerden yola çıkılır. Bununla birlikte, insanda sosyal, kültürel, eğitimsel ve psikolojik faktörler de nörobiyolojik temellere eklenir e esas mekanizmaları etkiler. Bu mekanizmalar da çeşitli nörolojik ağlar aracılığıyla birbirini etkiler.
Açlık tokluk sistemi besin alma aralıklarının temel dayağındır. Besin almaya yol açan işaret, hücrelerin hemen kullanabileceği glikozun kandaki düzeyidir. Besin alma ihtiyacı kandaki glikoz oranının değişmesiyle bağıntılıdır. İçten gelen bu işaret, yiyeceğin yarattığı olumlu dış uyarılarla (görünüş, koku vb.). birleşerek etki gösterir. İç ve dış uyarıların ortak etkisinin sonucu yemek yemektir. Hiçbir şey tüketilmediği zaman (insanda geceleri) hücrelerin enerji kaynağı olan yağ yedeklerinin harekete geçirilmesi de bir başka işarettir.
Tokluk, yemeyi durdurur ve böylelikle yenilecek miktarı belirlemiş olur. Besinlerin mide – bağırsak üzerindeki etkisi ve bununla birlikte refleks olarak ensülin salgılanması günlük besin alımını dizginleyici bir rol oynar.
Yemek yemenin sağladığı Rahatlık duygusu, besinlerin bağırsakça emilmeye başlamasından önce ortaya çıktığına göre, daha önce alınmış bir cevabın sonucu olmak gerekir.
Yenecek miktar, yiyeceğin sağladığı zevke, yani lezzete bağlı olarak bir çeşit şartlı refleksle belirlenir. Lezzet her yiyeceğe göre değişir ve yenen yemeğin besleyici niteliklerine ve sağladığı enerji yoğunluğuna bağlıdır. Beslenme aralıkları, zaman içinde sinirsel, metabolizma olaylarını etkileriyle ilişkilidir.
Devamını oku
İshal ve Beslenme
İSHAL VE BESLENME
Dışkının sulu, şekilsiz ve dışkılamanın da normalden daha sık olmasıdır. Kendi başına bir hastalık değil, bir çok hastalığın belirtisidir.
İshallerin çeşitli nedenleri vardır. En önemlileri şunlardır:
1. Bağırsak enfeksiyonları
2. Sindirim, emilim ve metabolizma bozukluğu hastalıkları
3. İlaç ve besin zehirlenmeleri
4. Kronik beslenme yetersizlikleri
5. Aşırı derece lifli besinlerin yenmesi
Devamını oku
Günlük Su İhtiyacı
GÜNLÜK SU İHTİYACI ve KAYNAKLARI
Günde ortalama 2500 cc su kaybı olduğuna göre su dengesinin korunması için vücuda bu miktarda su alınması gerekir. Bu da 8-10 bardak su demektir. Diğer bir deyişle, enerji harcanmasına göre, her kcal için yetişkinlerin, ortalama 1cc, bebeklerin ise 1.5 cc kadar su alması gerekir. Fazla protein ve tuz alınması, kusma, ishal, terleme, ateşli hastalıklar, sıcak çevrede çalışmak gibi durumlar su ihtiyacını artırır. Su ihtiyacı, su, sulu içecekler, besinler ve metabolizma sonucu oluşan suyla karşılanır. İçtiğimiz su, temiz ve mikroorganizmalardan arınmış olmalıdır. Bebeklere kaynatılıp soğutulmuş su verilmelidir. İçilecek suyun temiz olduğun şüphe ediliyorsa mutlaka 15 – 20 dakika kaynatılmalı yada klorlanarak kullanılmalıdır. Şehir suları klorlanarak kullanılabilir hale getirilmektedir. Ancak şehirden uzak kırsal bölgelerde kullanılacak su, kireç kaymağı ile evlerde klorlanabilir. Bunun için 2.5 yemek kaşığı kireç kaymağı bir litre suda eritilip iyice dinlendirilir. Üstteki klorlu berrak sıvı kısmı alınıp koyu renk bir şişeye konur. Ağzı sıkıca kapatılan bu sıvı 10 gün kullanılabilir. Kullanılacak suyun 1 litresine bu sıvıdan 5- 10 damla damlatılıp yarım saat bekletilince su kullanılabilir hale gelir.
Devamını oku